Pandemi sonrasında Türkiye'yi bekleyen sorunlar ve çözüm önerileri | Bozüyük Haber Ajansı | Bozüyük Haberleri Bozüyük Haber Ajansı | Bozüyük Haberleri

Bozüyük Haber Ajansı | Bozüyük Haberleri

Pandemi sonrasında Türkiye’yi bekleyen sorunlar ve çözüm önerileri

1 Aralık 2019 tarihinde Çin’ de ortaya çıkan corona virüs salgını çok kısa bir zamanda tüm dünyayı etkisine alarak küresel bir salgına (pandemiye) dönüştü. Bu durumda öncelikli olarak insan sağlığı ve hayatı ön plana çıkmasına rağmen tüm ülkelerin ve küresel ekonominin çok büyük bir kesintiye uğradığı ve yara aldığı yadsınamaz bir gerçek olarak karşınıza çıkmaktadır.

ANA SAYFA » KÖŞE YAZILARI » Pandemi sonrasında Türkiye’yi bekleyen sorunlar ve çözüm önerileri Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2020 18:29
Pandemi sonrasında Türkiye’yi bekleyen sorunlar ve çözüm önerileri

Tüm dünyanın 1. Önceliği pandemiye karşı ilaç, aşı ve benzeri tedavi yöntemleri geliştirerek kontrol altına almak olmuştur. Bununla birlikte tüm dünya ülkeleri ekonomiyi kurtaracak tedbirleri hayata geçirerek salgının olumsuz etkilerini minimize etmeye çalışmaktadır. Bu tedbirleri alırken tabi ki de öncelikli olarak kendi kaynaklarını ve üretimlerini ön plana çıkarmak durumundalar.

IMF 2020 tahminlerine göre ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada, Rusya, Brezilya, Meksika, S.Arabistan resosyona girecek, İspanya, İsrail ve Yunanistan resesyonla deflasyon arası bir yerde olacak. Çin durgunluk yaşayacak Türkiye ve İran slumpflasyona girecek.

Slumpflasyon= Makro ekonomik hedeflerin ve politika araçlarının birbiriyle çelişkisini en derin şekilde hissedilmesidir. Görülebilecek en ağır kriz halidir.

Resesyon= Makro ekonomide geleneksel olarak (gerek ailelerde, gerek şirketlerde, gerek ülkelerde, gerekse dünyada) real gayri safi hasılanın yıllık periyotta iki veya daha fazla yıl arka arkaya negatif büyüme göstermesi (küçülmesi-daralması) durumudur. Eğer ekonomiyi bir uçağa benzetirsek motorların durmasıyla hızla irtifa kaybetmek olarak adlandırabiliriz. Uçak motorlarının alev alması gibidir. Uzun bir resesyon ekonomik çöküş olarak isimlendirilir.

Stagflasyon ise İngilizce stagnant (durgun) ile infilation (enflasyon) ekonomide durgunluk (resesyon ) yaşanıyorken aynı zaman da sürekli yüksek enflasyon sorununun da devam etmesidir. Stagflasyon süreci boyunca işsizlik rakamları yükselmeye devam ederken ekonomik büyüme gerçekleşmez ve enflasyon-stagflasyon yangının sürekli devam etmesidir. Kısaca yangın tufanıdır.

Maalesef felaket tellallığı gibi olmasın ama pandemiden sonra ülkemizi bekleyen seneryoda bu şekildedir. Artan döviz kuru, emtia fiyatları ( özellikle altın ), gibi maliyetleri, pazar kayıpları, enflasyon (tefe/tüfe) ve kaçınılmaz olarak işsizlik….

1924 İzmir iktisat kongresinde ATATÜRK derki : “ Asıl kurtuluş mücadelesi şimdi başlamıştır. Kısa zamanda kendi kendimizi idare eder hale gelemezsek, denize döktüğümüz düşmanları, parası için ülkemize getirmeye çalışırsınız. Üretmeye mecburuz. Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdur!!! “

Görüldüğü gibi gerek pandemi ve sonrası gerekse var olabilme adına üretmekten başka çaremiz yok. Üretirken de katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz. Mesela ham bir demir parçası 5 $ iken, bunu at nalına dönüştürdüğünüzde 12 $, iğne yaptığımızda 3500 $, saat yayı yaptığımızda 300.000 $ değerinde oluyor. Tıpkı kumun, kum olarak kullanılması, cam yapılması, bardak yapılması, ekran yapılması, bilgisayar chipi (işlemcisi) yapılması gibi. İşte katma değer de buna deniyor. Markalaşmak ve üretmek tam da bu nedenle çok önemli. Unutmayalım ki bizim değerimizi neler yapabildiğimiz belirler.

Örneğin ülkemizde her gün 100 yumurta üretilsin. Bu 100 yumurtaya karşılık demir veya kağıt 100 tl basılsın. 1 yumurtanın fiyatı 1 tl. Peki 100 yumurtanın üretimini daha fazla arttırmak için ne yapmalıyız? Tavuklara yani üreticilere ve de horozlara yani yatırımcılara iyi bakmalıyız. Tavukların bakımını iyi yaparsak, horozların yani yatırımcıların yatırım şevkini, isteğini yüksek tutarsak yumurta üretimi 100’ den 200’e çıkarsa 1 yumurta 50 krş olur. Yok tavuklara iyi bakmazsak, horozların yani yatırımcıların moralini düzgün tutmazsak yumurta üretimini 100’den 50’ye düşürürsek 1 yumurta 2 tl olur.

Fiyatı belirleyen neymiş? Daha doğrusu paranın değerini belirleyen neymiş? O ülkenin ÜRETİM GÜCÜDÜR!!! Görüldüğü üzere paranın değerini ne siyasi iktidar, ne meclis, ne resmi kurumlar, ne de merkez bankası belirleyebilir. Paranın değerini üretim gücü belirler. Üretim gücü kırıldığında, üretemediğimizde ne yapacaksınız? Mecburen dışarıdan borca mal alacaksın, borca hizmet alacaksın, borca para alacaksın.

Kime çalışıyorsun? Borca çalışıyorsun. Üreten kesimi çok çeşitli yöntemlerle yoksullaştırdığınızda o çöktükçe çökecek, battıkça batacak, paranın değeri düştükçe düşecektir. Bu durumdan kurtulmak için en kolay yol ekonomiye, piyasaya sıcak para sürmektir. Ancak bu sefer de aşırı sıcak para hastalığına yani HOLLANDA HASTALIĞI ‘na yakalanmak kaçınılmaz olacaktır.

Tanım olarak Hollanda Hastalığı “ Ani zenginleşme kaynağına kavuşan bir ekonomi de mevcut üretim faktörlerinin diğer üretim alanlarından çekilip yeni kaynağa yönelmesi sonucunda toplam üretim azalmasına denir.” Yani ekonomi için yararlı bir gelişmenin bir süre sonra zararlı sonuçlar vermesidir. 1960’larda Hollanda da doğal gaz bulunması sonrasında ulusal para birimi olan florinin değeri aşırı derecede artmıştır.

Bunu takiben ucuzlayan ithalatın artmasına karşın ihracatın azalması gözlemlenmiştir. Yani doğalgazın keşfiyle başlayan zenginleşme süreci sanayisizleşmeyle son bulmuştur. Hollanda Hastalığı sonuçları arasında sanayi ürünleri yurt dışında dolar bazında daha pahalı kalması sonucu ülke uluslararası fiyat rekabetini kaybediyor. Haliyle sanayi kuruluşları da batıyor.

Bir doğal kaynak bulunduğun da o kaynağa sahip ülkenin parasında da önemli bir değerlenme oluyor ve iç-dış yatırımlar o doğal kaynakla ilgili sektöre yapılıyor. Diğer sektörlerde bir sanayileşmeme (de- industrializasyon) etkisi ortaya çıkıyor. Kaynak satışı ülkeye büyük miktar da döviz girişi sağlıyor. Bu da ülkenin parasındaki değerlendirmeyi körüklüyor. Ülkenin parası değerlendiği için ithalatın maliyeti düşüyor. Dolayısıyla bütün sektörlerde ithalat patlıyor. Satılan doğal kaynaktan gelen yüksek gelir de tüketimi körüklediği için ithalat zaten zorunluluk halini alıyor.

SORU: Türkiye Hollanda Hastalığına yakalandı mı?
CEVAP: Hatırlarsanız bir ara dolar 1.15 e kadar düştü. Özellikle dışarıdan sürekli sıcak para girişi ithalatın cazip hale gelmesi, tüketim artarken üretimin azalması, sanayinin küçülmesi ve işsizliğin artması bu durumu destekler niteliktedir. Karar vericilerin o günkü çizdiği rota gemiyi böyle bir noktaya getirmiş olabilir.

Özetlersek Hollanda dünyanın en büyük 2. Doğalgaz rezervine sahip ülkesi ama Avrupa’nın en kötülerinde biri. Venezuela dünyanın en büyük petrol yataklarına sahip ama ülke battı batacak. Bizi kurtaracak değerli bir kaynağımız maalesef yok. Çözüm doğru ekonomik planlama ve dengeli çeşitliliğe sahip üretimdir.

Peki ne gibi çözümler üretebiliriz? En derin sıkıntı ve krizlerden cesur radikal kararlarla çıkılır. Liberal ekonomiden yumuşak bir şekilde karma ekonomiye geçiş yapılmalıdır. Her zaman her yerde kalkınma öncelikle devlet eli ve gücüyle olmuştur, olacaktır.

Eğer ki devlet varlığını devam ettirmek istiyorsa eğitimden, sağlıktan, güvenlikten, enerjiden, bilişimden ÇI-KA-MAZ! Pandemide görüldü ki sağlık sisteminin %70 ini özelleştiren İtalya, İspanya, ABD resmen çöktü. Sağlık sistemi %60 devlette olan çok daha kolay ve rahat atlatıyor.

SAĞLIK SİSTEMİ VE SAĞLIK ÇALIŞANLARI DESTAN YAZDI

Özellikle bu konu da hiç mütevazi olmaya gerek yok. Ülkemiz, sağlık sistemi ve çalışanlarımız resmen destan yazmışlar tüm dünyaya örnek olmuşlardır. Gösterilen bu üstün başarı bizim tez ve düşüncelerimizi pekiştiriyor. Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir nesil ve sağlıklı bir gelecek ancak bu şekilde tesis edilebilir. Milli birlik, beraberlik vatandaşlık şuuruyla en son yenilik ve gelişmelerin, geçmiş dönem taktik ve metotların harmanlanarak (birleştirilip) yeni nesillerin yetiştirilmesi hayati önem arz etmektedir.

Çünkü her millet yeni nesliyle bir daha doğar. Gerek ekonomik, gerek siyasal, gerekse varlığını sürdürebilme adına , güvenlik, enerji ve teknolojik gelişmeler de devlet kesinlikle yer almalıdır. Bunları söylerken aşırı korumacı ve her şeyi devlet yapsın demek istemiyoruz. Tamam devlet konserve yapmasın, ayakkabı yapmasın, ekonomiye sürekli müdahale etmesin, özel sektörle rekabet etmesin. Ancak ülke ve milletin, devletin geleceği ve devamı açısından stratejik öneme sahip sektörlerde ve piyasa da arz-talebi ve fiyatları kontrol eden dengeleyici unsur olarak varlığını göstermektedir.

SÜMERBANK’IN NE KADAR ÖNEMLİ BİR TESİS OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI

Kapatıldığında dünyadaki 4 entegre tesisten biri olan merinos-Sümerbank’ın ne kadar önemli bir tesis olduğu ortaya çıktı. Kurulduğu dönemde sadece üretim yapan birer fabrika değil aynı zaman da kültür-sanat, spor, şehirleşme, öğretim yuvası olarak da görev yapmıştır. Aydın-Nazilli basma fabrikası Ortadoğu ve balkanların en büyük üretim merkeziydi.

Ancak kurulduktan sonra hiçbir yenileme güncelleme ar-ge yapılmadığı için haliyle zarar etti ve kapatıldı. Satılan şeker fabrikalarının sadece şeker fabrikası olmadığını pandemi sürecinde gördük. Organik sağlıklı şeker üretiminin yanında etil alkol, ispirto, melas, küspe vb. ürünler ürettiği ekonomi ve istihdama ne kadar katkı sağladığı ortaya çıktı. Ülkenin çeşitli yerlerinde kurulan kağıt fabrikaları aynı zamanda insanımızı (kişinin doğduğu yerde doyması dünya nimetlerinden bir tanesidir. Hadisi şerifini hayata geçiren bir eylem olarak ) kendi memleketlerinde tutarak yaşamlarını idame etmelerini sağlıyordu.

Maalesef ne acıdır ki kağıt fabrikalarının yokluğunu tuvalet kağıdına zam gelince fark ettik. Bu fabrikaları kapatmakla sadece kağıt üretimi ve istihdamı yok etmedik. Aynı zamanda kağıt üretebilme yetenek ve kültürümüzü de yok ettik. Şimdi bir kağıt fabrikası kurmuş olsak burayı işletecek nitelikli personeli bulabilecek miyiz ?
Aynı durum tarım ve hayvancılıkta da geçerlidir. Artan maliyetler ve ürünlerin ekonomik getirisinin çok düşük kalması ve başka nedenlerden dolayı köyler ve kırsal alanlar boşaldı.

İğneden ipliğe her şey ithal ediliyor ve bu durumla bizim üreticilerimiz rekabet edemiyor, başa çıkamıyor. Hızla üretim kabiliyetimiz yok oluyor. Sadece tüketim toplumu oluyoruz. Öteden beri anlatıla gelen bir hikaye vardır. Avusturalya da 1 kg etin maliyeti 25 tl dir. Yetkililere gelip : “ Biz size eti market vitrinine 5 tl ye koyacağız diye anlaşma teklif ediyorlar. Yetkililer de biz size haber veririz, kendi aramızda görüşelim diyorlar. 15 gün sonra teklifi kabul etmediklerini belirtiyorlar. Teklifi verenler büyük bir şaşkınlık içinde: siz 25 tl ye mal ediyorsunuz bir size 5 tl ye vitrine koyacağız nasıl kabul etmezsiniz? “ diye soruyorlar. Lütfen cevaba dikkat.

‘İYİ AMA O ZAMAN BİZİM ÜRETİCİLERİMİZ NE YAPACAK!!!’

Biz de ülke olarak bu cümleyi kurup gereklerini yerine getirdikten sonra kurtuluş ve refaha ulaşabiliriz. Geçmiş yıllar da dünya da kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri olmakla övünüyorken şimdi geldiğimiz durum içler acısı. 1983 yılında ilk kez kırmızı mercimeği ilk bizde görüp alan Kanada’dan kırmızı mercimek alıyoruz. Angola, Gürcistan, Bulgaristan’dan saman, Brezilya, Hindistan’dan kuru fasulye nohut, Uruguay, Sırbistan, Brezilya’dan et … alıyoruz. Uruguay’ın insan nüfusu 3.5 milyon Angus nüfusu 15.5 milyon, Yeni Zelanda da koyun popülasyonu insan nüfusun dan fazla. Yüz ölçümü Konya’dan küçük olan Hollanda dünya da ABD den sonra en fazla tarım ürünü ihraç eden 2. Ülke.

Tüm gelişmiş ülkeler tarım ihracatında ilk sıraları paylaşmış durumdadır. Çünkü gelişmiş ülkelerin gökyüzünde ne kadar uçağın uçtuğundan çok, ne kadar fazla arının uçtuğu önemlidir. Gayet iyi anlamışlardır ki tarımı ihmal eden ülke intihar ediyordur. İnsan teknoloji olmadan yaşayabilir ama aç kalamaz.

Tüm bu veriler ışığında pandemiyi en az hasarla atlatmak adına;
1-) Liberal ekonomiden karma ekonomiye (devlet-özel sektör) geçilmelidir.
2-) Acilen tarım sektörünü canlandıracak tedbirler alınarak hem ekonomiye katma değer hem de istihdam oluşturulmalıdır.

3-) Eğitim sistemi yenilenmeli, devletin, milletin, zamanın, çağın, gereksinimlerine göre nitelikli insan emek ve beyin gücü yetiştirilmelidir. Bireyler kendi bilgi, birikim, yetenek ve kapasitelerine göre ihtiyaç duyulan alanlara branşlaştırılarak eğitilmelidir.

4-) Ekonomi de girdi maliyetlerini azaltma adına enerjide (nükleer santral, yenilenebilir enerji, petro kimya da) gerekli tedbirler alınarak yatırımlar yapılmalıdır.

5-) Sağlık ve savunma sanayinin ihtiyaç duyduğu dışa bağımlılığı azaltacak yatırımlar yapılmalı, teknolojiler geliştirilmelidir. (tıbbi cihazlar, aşı üretimi, ilaç üretimi, iha-siha gibi savunma ve saldırı aracı sistemleri üretilmelidir.)

6-)Sanayi devrimi endüstri 4.0 ve 5.0 kaçırılmamalı gerekli yasal, ekonomik, iş gücü, beyin gücü ve alt yapısı hazırlanmalıdır.

Boris Yeltsin’in özelleştirdiklerini Vladimir Putin devletleştirdi

Yukarıda zikredilenler ve hayatın bütün alanlarına yapay zeka ve teknolojisi adapte edilmelidir.
Modern dünyanın ve gelişmiş ülkelerin dayatmış olduğu liberal ekonomiden kendileri bile dönüş yapmaya başladılar. Örnek mi? Rusya’da Boris Yeltsin’in özelleştirdiklerini Vladimir Putin devletleştirdi. İngiltere’de demir leydi Margaret Thatcher’ın özelleştirdiklerini Tony Blair devletleştirdi. Pandemi dönemi ve sonrası için ABD Boeing firmasına, Almanya Lufthansa kamulaştırıyor. Bizde tüm bu gelişmelere zamanın da ve yerinde refleks göstererek hazır olmalı, uygulamaya koyarak hayata geçirmeliyiz.
SAYGILARIMLA…
İBRAHİM TORUN

FACEBOOK HESABINIZ İLE HABERE YORUM YAPABİLİRSİNİZ
TARİH KURDU-
ENTERESAN HABERLER
NASIL YAPILIR
YAZARLARIMIZ
error: